İNANDIĞIMIZ HER ŞEY TEZAHÜR EDER

İster gerçek, sevgi dolu bir birliktelik, şifa veya dostluk arayalım; ister maddi açıdan tatmin olmak isteyelim, hepsini elde edebiliriz. Her şeyle ve herkesle bağımız olduğu için, düşünce ve inançlarımızla içimizde oluşturduğumuz rezonans alanımız, başkalarının rezonans alanlarını da titreşime geçirir. Eğer bu hünerimizi iyi kullanırsak, yaşamımızı isteklerimiz doğrultusunda yeniden değerlendirme imkanına sahibiz. Bunu yapabilmek için hiçbir şüpheye ve yetersizlik duygusuna izin vermeden, inanç ve düşüncelerimizin gerçek içeriğini tanıyıp onları isteklerimiz doğrultusunda yönlendirmeyi öğrenmemiz şarttır.

Önemli olan daima içimizdeki inançtır.

İster hastalıkların iyileşmesi, ister olağanüstü başarılar olsun; inandığımız ve sıkça düşündüğümüz her şey, hayatımızda tezahür eder. İnandığımız her şey gerçekleşir. Doğal olarak, eğer korkularımıza enerji sarf edersek, onlar da gerçekleşecektir. Söz konusu olan ister korkularımız ister en derin arzularımız olsun, gerçekliklerimizin kaynağını her zaman inancımızın sebebiyet verici gücünde aramalıyız.  Zira Rezonans Kanununa göre umut ettiklerimizi ya da korktuğumuz şeyleri hayatımıza çeken bu güçtür.

Rezonans Kanunu

Her şeyi birbirine bağlayan bir enerji alanı mevcuttur. Bu enerji alanı, bizim rezonans alanımızla iletişim halindedir. Rezonans alanımızı, duygularımızın diliyle, düşüncelerimizin enerjisiyle ama öncelikle inançlarımız vasıtasıyla oluştururuz. Bahsettiğimiz bu alanı, kalp auramızla, DNAlarımız aracılığıyla ve düşüncelerimizin gücüyle yayarız. Aynı, zaman gibi mesafenin de rezonans alanı için hiçbir önemi yoktur. Rezonans Kanunu sayesinde her şeyle ve herkesle yakın temastayız. Bizimle uyumlu titreşen her şey ve herkes, ister istemez etkimiz altına girer. Bizimle uyumlu titreşen her şey, karşı koymaksızın hayatımıza çekilir. Aynı şekilde biz de aynı frekansta titreştiğimiz diğer rezonans alanlarının çekimine gireriz.

‘’Düşüncelerine dikkat et, Onlar yapacaklarının başlangıcıdır.’’

Artık, yabancı rezonans alanlarının etkisi altına girmemizin mümkün olduğunu biliyoruz. Bu, günlük yaşamımızda hepimizin sıkça karşılaştığı bir durumdur. Mesela gayet huzurlu ve mutlu iken, tek bir insanın öfke ve mutsuzluğunun etkisine kapılıveririz. Kendimizi birkaç saniye içinde çok hararetli bir tartışmanın içinde buluveririz. Tartışmalar birden alevlenebilir. Bazen hiç söylemek istemediğimiz şeyler söyler ya da sakin kafayla asla almayacağımız kararlar alırız. Çoğu zaman, o ana kadar çok da güzel ve huzurlu geçen bir günde, nasıl olup da kendimizi bir tartışmanın ortasında bulduğumuzu anlayamayız. Aslında cevap çok açıktır; başkalarının rezonans alanına girmiş ve onların bizi etkilemesine izin vermişizdir. Yani bizim titreşim enerjimiz karşımızdakine uyum sağlamıştır. İstesek de istemesek da onun etkisi altına girmişizdir. Ama daha dikkatli bakarsak, aslında bu enerjinin bize çok da yabancı olmadığını görürüz. Zira eğer aynı enerji bizim içimizde de olmasa, bize etki etmesi mümkün olmazdı. Onunla rezonansa geçemezdik. Bu yabancı titreşim, bizim içimizde hiçbir şeyi harekete geçiremezdi. Kavgacı bir insanın bizi etkilemesine izin veriyorsak, bu kavgacı ruh, bizim içimizde de mevcut demektir. Sonuçta nasıl biri olacağımıza biz karar veririz. İçimizde duyguların her çeşidi bulunmaktadır. Barışçıl, sevecen, nazik, şüpheci, kıskanç, dengesiz ya da kararsız olabiliriz. Örneğin, karşımızdaki kişi, bize sevgi dolu ve anlayışlı yaklaştığı zaman biz de yumuşak huylu ve sevecen bir hal alır ve içimizde bu duyguları hissederiz. Hem öfke hem de sevecenlik, her iki duygu da içimize yerleştirilmiştir. Aksi takdirde bu enerjiden etkilenmemiz mümkün olmazdı.

Bir şeye inandığımız zaman kalbimiz, beynimizin enerjisinden beş bin kez daha büyük bir enerji yayar ve sebatla uygun bir rezonans alanı oluşturur. Aynı şekilde DNA’mızda, kalbimizin derinliklerindeki inançlarımız ile ilgili, çevredeki her şeyle iletişim halindedir. Eğer eksiklikler ve yokluklarla meşgul olursak, eksikliklerin rezonans alanını; çokluk ve varlıkla meşgul olursak da varlığın rezonans alanını oluştururuz. Bazen isteğimizin yüzde yüz ve hiç istisnasız gerçekleşeceğine inanmakta zorlanırız. İşte bu durumda, inancımızı kuvvetlendirmek için kullanabileceğimiz harika bir yöntem vardır! Önce bize yabancı olmayan bir şeyi yaparak başlıyoruz.

Rezonans alanımızı oluşturmak için çok kolay ve etkili bir yöntem daha vardır. Rezonans alanımızın titreşimleri ne kadar yüksek ise, yaydığımız enerji de o kadar açık ve olumlu olur. Titreşimlerimizi ne kadar yükseltirsek, içimize şüphe, üzüntü ve çaresizliğin yerleşmesine o kadar az fırsat veririz. Sözün kısası şu ki, kendimizi takdir etmek, alışık olduğumuz bir şey değil. Kendimize öz eleştiri yaparak bakmaya o kadar alıştık ki, artık başkaları bizi övdüğü zaman onlara bile inanmıyoruz.

Demek ki artık kendimizle gurur duymayı başaramadığımız gibi, başkaları tarafından takdir edilmeyi bile reddediyoruz. Sence böyle bir düşünce ve davranış biçimi nasıl bir rezonans alanı oluşturur? Bu şekilde gurur duyabileceğimiz şeyleri yaşamımıza çekmemiz mümkün müdür sence? Herhalde hayır. Bu nedenle, kendimizi reddedici bu tutumdan vazgeçmenin zamanı geldi. En azından, eğer gelecekte saygı ve takdiri hayatımızın bir parçası olarak görmek istiyorsak. Bu olumsuz davranışın, içimize nasıl da işlediğini, seminerlerimde tekrar tekrar gözlemliyorum. Seminerime katılanlara dördü gruplar oluşturup grup arkadaşlarına en azından bir dakika boyunca, kendilerinin neden sevilmeye değer ve çok özel olduklarını anlatmalarına istediğim zaman hep aynı şeyle karşılaşıyorum; ilk anda neredeyse korkuyorlar. Çok normal. Gerekirse günlerce ve çok ayrıntılı bir şekilde kötü ve hoş olmayan yanlarımızı anlatabiliriz. Ama iyi ve güzel özelliklerimiz söz konusu olunca, bunlardan bahsetmekte genellikle zorlanırız. Kendi titreşim frekansını yükseltmek istiyorsan, karşındakinin güzelliklerine odaklan. Hiç unutma ki, en önemli şey, hayatımızı dolu dolu yaşamaktır! Başta sadece düşüncelerimizde bile olsa bunu başarabilirsek, doyurucu bir yaşamın rezonans alanını oluştururuz. Benzerler birbirini çektiği için, yayılan enerji, aynı titreşimde olan enerjilere -bu durumda doyum duygusunun enerjisine yönelecektir. Doyumu yaşamak istiyorsan, bunu hak ettiğine inanmalı ve düşüncelerini o tarafa yönlendirmelisin.

Sevdiğin insanları değiştirmek istiyorsan, onlar hakkındaki fikirlerini değiştir.

ZAMAN DOĞRUSAL MI DEĞİL Mİ?

Doğrusal zaman akışı, bizim kendi zihnimizde yarattığımız bir kurgudur sadece. Zaman doğrusal değildir. Her şey eş zamanlı meydana gelir. Her şey eş zamanlı gerçekleştiği için, gelecek geçmişimizi etkileyebilir. Bir değil, sayısız gerçeklik vardır. Birden çok gerçeklik var olduğu ve her şey aynı anda gerçekleştiği için, doğal olarak gelecekten gelen birçok eko dalgası bize etki etmektedir.

Böylece, geçmişimizden veya bugünümüzden yola çıkarak gelişecek birçok gelecek seçeneğinin kapıları bize açıktır. Esasen bugünümüz, geçmişte yolladığımız teklif dalgalarının sonucunda şekillenmiştir. Bunu, finalini kendi belirlediğimiz bir filmde rol alışımız gibi düşünebiliriz. “Mutlu Son” bizim elimizde. Bütün gelecek olasılıkları geçmişe sinyal yollarlar ve bunlar bizim teklif dalgalarımızla karşılaşırlar. Ama bu karşılaşan dalgaların hepsi, birbiriyle uyumlu değildir ve rezonansa geçemezler. Teklif ve eko dalgalarının modülasyona geçebilmesi, bu iki dalga biçiminin çok benzer olmasını gerektirir. Ancak o zaman bir transaksiyon, yani geçmişimizle çok sayıdaki gelecek ihtimallerinden biri arasında bir bağlantı oluşur ve bir olayın gerçekleşmesi ihtimali kuvvetlenir. Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur. Kalp enerjimiz, DNA’larımız ya da düşünce gücümüzün kaynağı olan beynimizle dışarıya sürekli sinyaller yollarız (isteyerek ya da istemeyerek). Yolladığımız sinyaller diğer insanların enerjileriyle buluşur. Eğer bu enerjiler bizim enerjimizle aynı rezonans alanı içinde bulunuyorlarsa bizim enerjimizle birlikte titreşmekten başka bir alternatifleri yoktur.

Aksi takdirde enerjimiz onlara tesir etmez. Tabii ki bu arada aynı titreşimde olduğumuz diğer enerjiler de bizi çeker. Sürekli bir alıcı ve verici olmamız durumu vardır. Diğer insanlarla aramızdaki bu bağ sayesinde, hayat oyununda, elimizdeki kartları yeniden karabiliriz. Zira bu bağ sayesinde, hayatımızdaki her şeyi değiştirme imkanına sahibiz.